• Feed RSS

Pages

0
Nefis öne geçiyor kör oluyor gözler. Pır pır edip yerinden uçuyor kalp. Ben bilmiyorum öyle diyorlar hep. Kendinden geçip bir bilinmeyene yelken açan bir deli olmak gelmiyor içimden. Isınmadan soğumak, şekle girmeden akıp gitmek geliyor içimden. Isınınca şekil alırsın, şekil alırsan kalıba girersin, kalıba girme yüreğim, boyun eğme. "?" deme onun adına, çok bilinmeyenli bir denklem gibi çözmeye çalışma, var cevap ol, çözülme. Var dinle yağmurun sesini, her tanesi ile düş gökten yere, biriktir bir çukurda kendi, kah yeraltına gir çağlayan ol çık meydana, kah can suyu ol bir kır çiçeğine. Üzülme sonra şu fani dünyada neyledim diye.
Biraz sosyalist muhafazakar olduğumu düşünüyorum. O da nası bir şey ise ; Türbana karşı değilim ama malzeme olarak kullanılmasına karşıyım. Türbanla gezen kardeşime yobaz diye bakan asıl yobazlara karşıyım. Kadıların veya erkeğin mini etek giymesine hatta bir şeyler giymemesine de karşı değilim ama sokakta laf atacak vs. hareketlerde bulunabilecek zihniyete karşıyım. Kadına şiddete ve negatif ayrımcılığa karşıyım. Toplumsal faydaya zarar getirecek zihniyete karşıyım. Televizyonda yayınlanan tabirim ile bize bi bok kazandırmayan programlara karşıyım. Ezberci eğitime karşıyım. Üniversitelerin gereğinden fazla özgür diyenlere karşıyım. Partilerin milletin yüzüne gülüp milleti cebinden vurmasına karşıyım. İnternetin bu kadar pahalı olmasına karşıyım, şu milleti birbirne kırdıran, bölen -cı lara -cu lara karşıyım. Darbelere karşıyım, yozlaşmış ve ideolojiler içine bürünmüş sayısız kamu ve özel kurumlarına dolayısıyla aldıkları kararlara da karşıyım. Dinin ve dinsizliğin, emeğin ve alın terinin siyaset malzemesi yapılmasına karşıyım. Toplumun çeşitli ideolojilere kurban edilerek yozlaştırılmasına, taşeronlaşmaya ve emeğin sömürülmesine karşıyım. Ahlaksızlığa ve hayasızlığa karşıyım. Müslümanlığı yaşamama karşı olana karşıyım! Daha nelere karşıyım da onları da zamanı gelince yazacağım.

Neler yazarım da bu sanal alem kaldıramaz ağırlığını! İşin hiç resmi ve sıkıcı yanlarına girmeyeceğim.

Günümüzün görmezden gelinen en büyük sorunlarından birisi de milletimizin taşeronlaştırılmasıdır. Bunu en başta devlet yapmakta ve körüklemektedir. 1980 yıllarında ayyuka çıkan bu emek hırsızlığı hiç bir zaman işçinin lehinde bir eylemle sonuçlanmamıştır. Kazanan hep kodamanlar olmuş ve olmaktadır. İşçinin en temel haklarını sömüren bu haksız kazanç kapısı son yıllarda en kolay para kazanma yoluna dönüşmüştür. İşçinin sendikal hakları, tazminat hakları, iş güvencesi, emeğinin karşılığı olan ücret bu yolla ayaklar altına alınmıştır. Bu yoldaki sağ ayak devlete aittir. Günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz, devlet ve üniversite hastaneleri, çeşitli devlet kurumları, belediyeler ve daha niceleri bu oyuna zevkle ortak olmaktadır. Sanayi kollarını işin içine hiç katmıyorum, onlar baştan sona taşeronla iç içe geçmiş durumda. Sözde bu yolla işverenler maliyetlerini düşürüyor ve serbest piyasa ekonomisinde rekabet şansı yakalıyorlarmış. Yesinler sizin rekabetinizi.

Üzülüyorum, elimden buğz etmekten başka bir şey gelmiyor. Kahrolsun emekçiler üstünden haksız kazanç sağlayanlar. Allah yardımcımız olsun. Konu ile ilgili bir kaç makale gözüme çarptı geçenlerde onlara da buradan ve buradan ulaşabilirsiniz.
Eğlenmeyi bilmek! Arkadaşlar benim eğlenmeyi bilmediğimi söylerler. Neden, çünkü ben çoğu yerde onlar kadar fütursuzca ve cool davranamıyorum. Bir sonraki adımı düşünmek hoşuma gidiyor. Benim için eğlenmek sadece gidip bir yerlerde saatlerce alakalı alakasız, sayısız şeyle vakit harcamak değil. Sevdiğim insanlarla yaşamak beni eğlendiriyor. Onların sorunlarının olmaması, içten gülümsemeleri, fütursuz davranmamaları, şevkle ve azimle işlerine sarılmaları beni yeterince eğlendiriyor. Ben böyle eğleniyorum, inşallah çok şey istemiyorumdur.
Bizim namussuzlarla iki yıldır haşır neşiriz. Gün geçtikçe gözünüzün önünde boy atıyor gıdısını aldıklarım. Geçen aya kadar çiftleştiremedik hayvanları. Bir kaç huysuz papağan vardı, onları çıkarınca bizimkinler sularına viagra katmışa döndü. 2 ay önce aldık yavrularımızı. Alışmamış götte don durmaz hesabı,daha bakamadan lavra iken öldü gariplerim. Üçüncü yavru alma deneyimimize kadar diğer ikisi öldü. Bu sefer on bir tane sarı prenses yavrumuzu öldürmeden bu zamana kadar baktık, altını aldık, yemlerini ezdik yedirdik, ilaçlarını verdik. Gariplerim 1,5 aylık oldu. Boy atmaya, renklenmeye başladılar. Biraz daha büyükdükten sonra analarının babalarının yanına salıcaz. Keratalar bir bakın ne kadar sevimli.