24 Mayıs 2008 Cumartesi

Kene'lere Dikkat!

pis keneGerçi bunyaz hocam 1yıl önce kenelerden kurtulma yöntemlerinden kısaca bahsetmişti ama ben yeniden güncelleme gereği hissettim. "Kene (Ixodoidea), eklem bacaklıların örümceğimsiler (Arachnida) sınıfından kan emici ve gözsüz bir dış parazittir. İnsan, koyun, köpek, kedi, deve gibi canlıların derilerine yapışarak kanlarını emer. "Asıl kene" olarak bilinir." diyor wikipedia. Baharın gelmesi ile kene ısırması sonucu ölümlerde artış görüldü. Son bir kaç haftadır neredeyse 2 günde bir gazetelerde ölüm haberlerini görüyoruz. Keneler sağlık ocaklarını, camileri basıyor. Bu da bizim ne kadar dikkatsiz olduğumuzun işaretidir. Önlemlerimizi almalı hayatımıza olağan şekilde devam etmeliyiz. Dikkat hayat kurtarır. Hıfzıssıhha bile acil toplanıp bir bildiri yayınlamış. Eskiden böyle şeyler yoktu. Küçüklüğümde beni de bir kene tutmuştu. Tabi o zamanlar köy yerinde sağlık ocağı vs. ne arar. Bizim her türlü sağlık işimize koşan Kadriye ninem sağolsun. Kenenin poposunu kesince kurumuş gitmişti. Sanırım kene zehirli değildi. Ama şimdilerde sakın böyle şeyleri uygulamayın. En yakın sağlık kuruluşuna başvurun. Bizim miletimiz bu devirde bile yatağa düşmeden doktora gitmiyor. Şu anda bile milyonlarca insanımızda yapılması gerekli olan aşılar yoktur. Sağlığımıza dikkat etmeliyiz bu can bu beden bize emanettir. Gün gelecek sahibine teslim edeceğiz. vesselam... Kene hakkında daha çok bilgi için tıklayınız. Buradan da kenelerden nasıl korunacağımıza dair hazırlanmış bir pdf dosyasını indirebilirsiniz.

10 Mayıs 2008 Cumartesi

Başlığa Karar Veremedim :D

relamGenelde hayatımla ilgili kararları verirken zorlanırdım. Çoğu şeyi zamana bırakır onun zan altına girmesini sağlardım. İlginç bir taktik ama... Hele şu 6 aydır her şey üst üste geldi önemli kararlar vermek zorunda kaldım. Birinin beni gazlaması lazım. Bu sefer ki gazı bunyaz kardeşimden aldım. Sağolsun bazen onu fikir babam olarak görürüm. Soğuk kanlılıkla karar verir bazende karşısına dikilirim öyle olmaz diye. Ne alangirikli hayat demi? Bir arkadaşımız yanlış yapmasın diye bazen 4-5 kişi toplanır oğlum bak yanlış yapıyorsun diye nasihat da ederiz hani. Ona akıl vermek, onun yerine düşünüp karar vermek daha kolay. İş kendine gelince incini boncunu saatlerce belki günclerce düşünür olursun. Bazen de her şeyin sonunu düşünmemek gerektiğine inanarım. Ama şu ana kadar bu doğrultuda hiçbir karar veremedim. Hayatta en çok istdeğim karar vermenin zorluğunu herkese aşılamak. Hiçbir şey basit olmamalı da derim. Neyse daha fazla strese girmeden size birikimimi aktarayım. "Sakın ola verdiğiniz karardan ve karar vermekten korkmayın" Ne karmaşık yazı demi? Bu yazıdan sonra önemli bir karar vedim ve şimdi pişman değilim. Hata daha önce çalıştığım firma da küçülmeye gitmiş. İş arkadaşlarım alengirikli olaylar yaşamış bende orada oslaydım işler daha da karışırdı buna eminim. Saygılar efendim inşallah bişiler kapmışızdır yazıdan.

Vestel ve Kötü Reklamları

relamDaha önceleri reklamlar sıradan olurdu. Ne bileyim bir kireç önleyeci reklamını düşünün yıllarca aynı reklam döndü durdu tv de son bir yıldır reklam sektörü kendini oldukça geliştirdi ve izleyicinin ilgisini çekti. Hatta bazı reklamları izlemeyi dört gözle bekleyen insanların varlığından eminim. En çokta küçük çocukların oynatıldığı reklamlar tuttu. Bazılarımız bu işte çocuk istismarı var desede yine bir şey değişmedi ve yeni reklamların yolda olduğundan eminim. Çoğu reklam şirketi ve reklam yaptıran firmalar kaliteyi yakaladılar. Artık izlenebiliyorlar, bu da büyük bir başardır.


Gelelim asıl konumuza. Yukarıda saydığım özelliklere uymayan bir reklamdan bahsedeceğim size. Kimse yanlış anlamasın ama bu Vestel'in pixellence teknoljisini tanıttığı hemşire, doktor ve bir ünlünün rol aldığı televizyon reklamı. Diğer reklamlarla kıyasladığım zaman çok basit kaldığını düşünüyorum. Videosunu bile koyma gereği duymadım çünkü o reklam çıkınca hemen kanalı değiştiriyorum. Vestel'in teknolojisine ve ürünlerine lafım yok ama bu kadar büyük bir firma nasıl olurda bu kadar bizim arkadaşların tabiri ile "gerryy" (ucuz, basit, vs.) reklamı tvlerde günlerce yayınlayabilir. Bu yazıyı yazarken kamuoyunun nabzını da tuttum diyebilirim. Yani bu düşüncelere sadece ben sahip değilim. Reklamda işlenen konu pixellence teknolojisi fakat son ana kadar bu adamlar neden bahsediyor deyip bu tür davranışlar içine hangi amaç için girdiğini düşünüyorsunuz. En sonda konuyu bağlayan cümlenin alakası da cabası hani. Vestel'e sesleniyorum "Artık yayından kaldırın şu reklam serisini" siz daha iyilerine layıksınız.

07 Mayıs 2008 Çarşamba

HIDIRELLEZ DEĞİL HIZIR İLYAS BAYRAMI

Belki de çoğumuz Hıdırellez'i baharın gelmesi olarak kutlar öyle biliriz. Bu gün yani 6 Mayıs itibariyle kutladık. Bu tarihte ne olmuş derseniz hikayeseni de Ahmed Şahin hocamdan dinleyelim.Her sene bahar mevsiminde yeşilliğin iyice canlandığı 6 Mayıs'tan itibaren Hıdırellez bayramı kutlamaları başlar...

"Hazreti Musa Aleyhisselam zamanında bir hükümdarın tek oğlu kendini dini hizmete verir, babasının hükümdarlığı, saltanatı, şan ve şöhreti onu tatmin etmez. Bu, Rabb'imizin de hoşuna gider. Ona kerametler ihsan eder. Nitekim irşat için geçtiği yerlerde bastığı çorak topraklar, yürüdüğü yol kenarları, oturduğu kuru zeminler yemyeşil hale gelir, bahar çiçekleri açmaya başlar. Arapçada yeşilin bir adı (hazr) olduğundan çorak yerlerin yeşillendiğini gören halk, 'buradan bastığı yeri yeşillendiren genç geçmiştir' manasında Hızır geçmiştir diyerek gence Hızır adını verirler. Artık halkın dilinde Hızır adını almış olan bu genç, mayısın başlarında görmeyi çok istediği İlyas Peygamber'le de bir buluşma gerçekleştirir. Bu buluşmaya büyük değer veren halk, iki sevilen insanın buluştuğu bu günü Hızır-İlyas bayramı olarak ilan ederler. Dilden dile söylene söylene Hızır-İlyas bayramı, Hıdırellez bayramı olarak gelir. Tıpkı Hoca merhumun, oğlunuzun adını Eyyüb koyarsanız dikkatli söyleyin, söylene söylene ip kalır, demesi gibi olur. Hızır-İlyas isimleri söylene söylene Hıdırellez şeklini alır."

Böyle anlatmış Ahmed Bey okuyupta kendime geldim. Bu günlerde karşımıza çok hurafe çıkabilir arkadaşlar bu tahriklere kapılmamalıyız. :D Oraya buraya taş.para vs. tutturmamalı, atılmamalı. Çaput bağlanmamalı. Böyle şeylerin dinimizde yeri olmadığı gibi istemeden şirke girebiliriz. Şirk ise en büyük günahlardan biridir. Eğer Allah öyle bir şey istesiydi belirtirdi. Ama "Bana dua edinki bende icabet edeyim" buyuruyor. Bizde samimi bir şekilde dua ederek her şeyi O'ndan istemeliyiz. vesselam...

kaynak: zaman gazetesi, wikipedia ve ben

Dondurmanın Tarihçesi

dondurma yiyen amca :dDondurma! Dondurma yerken tarihçesini merak ettim ve araştırdım. 3000 yıl olmuş keşfedileli. İlk dondurmayı çinlilerin bulduğu söyleniyor. (Bu çinlilerde her taşın altında çıkmaya başladı) Fakat hikayesi romalılardan . suturunleri.com şöyle anlatıyor hikayeyi


"Roma imparatoru Neron, savaşçılığıyla olduğu kadar boğazına düşkünlüğü ile de tanınırmış. Gladyatör dövüşlerini seyrederken, kendisine lezzetli yiyecekler sunan çeşnibaşlarını ödüllendirirmiş. Çeşnibaşlarından biri, bir gün dağın zirvesinden topladığı karları bir kaba sıkıştırarak doldurmuş. Üzerine bal ve çeşitli meyve parçaları dökerek, imparatora sunmuş. Neron, o güne kadar hiç tatmadığı bu yiyeceği çok sevmiş. Ertesi gün de köle ordusunu kar toplamaya göndermiş. Karın üzerine bal ve ezilmiş meyve döktürerek, tarihin ilk dondurmasını hazırlatmış."


Anadolu ve doğu dünyası dondurma ve soğuk içeceklerle iç içe binyıllardır. Marco Polo bile dondurma tariflerini çinden ithal edip italyanlara veriyor. İtalyanlarda yemek konusunda baya hünerli olduğu için geliştirmişler dondurmayı. Avrupa 17.yy'da tanışıyor dondurma ile. 1851'lerde ise Amerika. 90'larda soğutucuların gelişmesi ile dondurma yeni bir çağ atladı ve günümüz. İyi bir pazar sayılır. Eskiden (birkaç yıl önce) sadece yazın dondurma bulabilirdik. Şimdilerde yaz kış fark etmiyor. Afiyet olsun. Bu arada Maraş dondurmasının üstüne başka dondurma tanımam. Onun hikayesinide wikiden öğrenebilirsiniz. :D


kaynak: sütürünleri.com,wikipedia ve ben